Translate
5 Eylül 2012 Çarşamba
KAHVALTIYI ATLAMAYALIM!
Hiç kuşkusuz ki günün en önemli öğünü kahvaltıdır. Vücudun düzenli çalışabilmesi için kan şekeri düzeyimizin belirli bir seviyede olması gerekmektedir. Gece uykuda geçen süre içerisinde; ki bu yetişkinlerde ortalama 8 saat olurken çocuklarda 10-12 saati bulmaktadır; kan şekeri düşer ve kişi kendini halsiz hisseder. Kan şekerimizi yükseltip, vücudun güne hazır hale getirilmesi için ihtiyaç duyulan besinlerin uyandıktan hemen sonra alınması çok önemlidir. Özellikle bu durum çocukları fiziksel ve psikolojik olarak çok fazla etkiler. Kahvaltı bize enerji verir, güne zinde bir şekilde başlamak ve günümüzü her açıdan verimli geçirebilmek adına kahvaltı büyük önem taşır.
Lütfen kahvaltıyı atlamayalım, atlatmayalım. Özellikle çocuklarımıza kahvaltıyı sevdirelim, her sabah sabırla bu öğünlerini hazırlayıp onları besleyelim.
Bu arada yukarıdaki fotoğrafta benim azimle sabah saat 6.45'de kızım beğensin de itiraz etmesin diye hazırladığım omleti görmektesiniz. O saatte sanki beni anlatıyor :))
ROKA SOSLU, KÖZLENMİŞ BİBERLİ PATATES SALATASI
| Resim yazısı ekle |
Genellikle bu sos pesto sos olarak bilinir ve roka yerine fesleğen kullanılır. Ancak özellikle Kuzey İtalya'da pesto sosun oluşumunda roka yer almaktadır.
Roka yaprakları yüksek miktarda C vitamini, bunun yanısıra A,B,E vitaminleri ve potasyum,magnezyum,sodyum,kalsiyum gibi minarelleri de içerir. Bu yüzden büyük küçük herkesin bu yapraklı sebzeyi tüketmesini öneriyoruz.
Şimdi gelelim tarifimize;
ROKA SOSLU, KÖZLENMİŞ BİBERLİ PATATES SALATASI
Malzemeler:
5-6 adet orta boy haşlanmış patates
3 adet közlenmiş kırmızı biber
Roka sos için malzemeler:
1 demet roka(ince yapraklıları tercih edin)
4 yemek kaşığı kavrulmuş dolmalık fıstık
3 yemek kaşığı rendelenmiş parmesan peyniri
3 diş sarımsak
1/2 su bardağı zeytinyağı
1/4 çay kaşığı karabiber
1/4 çay kaşığı tuz
Sos için gerekli tüm malzemeleri rondoda çekelim. Tadına bakalım, gerekirse biraz daha tuz ilave edebiliriz.
Haşladığımız patatesleri küp şeklinde doğrayalım. Üzerine jülyen(şerit) doğradığmız közlenmiş biberleir ve sosu ekleyip karıştırıp, servis tabağına alalım.
HUMUS
Humus nohut ve tahine (susamın ezilerek ve çeşitli işlemlere tabi tutularak akıcı yağ haline getirilmiş şekli),limon suyu, sarımsak,tuz,kimyon,sarımsak,zeytinyağı eklenerek yapılan bir Ortadoğu mezesidir. Houmous ve Hummus olarak da yazılıp okunur. Hummus Arapça nohut demektir.
Ortadoğu, Türkiye yanısıra humus Amerika ve Avrupa'da da son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir. Dip adı verilen, cips, sebze, kıtır ekmeğin batırılarak yendiği bir ürün olmuştur. Ülkemizde ise yemeklerden önce iştah açıcı bir atıştırma, meze, Hatay yöresinde ise domates ve salatalık ile yenen bir kahvaltılık olarak dahi tüketilir.
Malzemeler:
2 su bardağı pişmiş nohut (kabukları soyulmuş)
1 adet soğan
3 diş sarımsak
4 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet limon suyu
4 yemek kaşığı tahin
1 tutam kimyon(İsteğe bağlı)
1 çay kaşığı tuz
Yapılışı:
Nohutun kabuklarını soyalım. Kabukları soymanın en kolay yolu, haşladığınız nohutları direk buzlu, soğuk suyun içine atın. Biraz bekletin, sonra avucunuzun içine aldığınız nohutları ovuşturun, kabukların kolaylıkla soyulduğunuz göreceksiniz. Soğanları küp doğrayıp kavuralım. Tüm malzemeleri rondodan 2- ya da 3 parçaya bölüp geçirelim. Kıvamını istediğiniz şekilde ayarlayabilirsiniz. Daha akışkan isterseniz, yağ; daha ekşi isterseniz limon ilave edebilirsiniz. Servis tabağına aldıktan sonra üzerine benim yaptığım gibi sıvı yağda az kırmızı toz biberle kavrulmuş dolmalık çam fıstığı ya da doğranmış pastırma kavurup üzerine dökebilirsiniz. Özellikle Hatay yöresinde üzerine çam fıstığı ile servis edilir.
3 Eylül 2012 Pazartesi
BADEMLİ HİLAL AY KURABİYELERİ
Eminim ki hepimiz çocukluğumuzda annemizin, teyzemizin, halamızın, komşumuzun yaptığı mis kokulu, üstü pudra şekerli çeşit çeşit ay kurabiyelerinden yemişizdir. Ben hatırlıyorum da kardeşimle annemin yaptığı ay kurabiyelerinin önce üzerindeki pudra şekeri dondurma gibi yalar, sonra hemen bitmesin diye de ufak ufak ısırırdık. Bir de ikimiz de yavaş yerdik ki diğerimiz önce bitirsin diye. Şimdi aynı şeyi benim kızım da yapıyor kardeşine. Kardeşi daha anlamıyor ama benim anladığım bir sey var ki kardeşi, bu kurabiye ya da başka bir şeyi yavaşça yiyebilecek gibi gözükmüyor.
Annem bu kurabiyeye portakal kabuğu, limon kabuğu rendelerdi. Ben henüz yapmadım ama en kısa zamanda deneyeceğim. Şimdilik sadece bademli olanın tarifini vereceğim.
BADEMLİ HİLAL AY KURABİYESİ
Malzemeler:
2 su bardağı un(elenmiş)
1 paket vanilya
200 gram tereyağı (soğuk)
1/2 su bardağı pudra şekeri(elenmiş)
1 yumurta(oda sıcaklığında)
175 gr. toz badem (ben kabuksuz çiğ bademi rondodan geçirdim.)
1 tutam tuz
Yapılışı:
Un ve tuzu bir kaba eleyelim. Daha sonra buzdolabından çıkarttığımız tereyağını küp şeklinde keselim, una ekleyelim. Un ve tereyağını birbirine yedirelim. Bunun iki yolu var. Birincisi ve en kolayı tereyağı ve unu birlikte rondoya koyup kum gibi olana dek rondoyu çalıştırmak. İkinci yol ise geniş bir yüzeyde un ve tereyağını parmak uçlarımızla karıştırmak. Parmak uçlarımızla karıştırmayıp avuç içlerimizle yoğurursak, elimizin sıcaklığı tereyağını eritir, bu da hamurumuzun kıvamını etkileyecektir.
Ayrı bir kapta yumurta, pudra şekeri ve vanilyayı karıştıralım. Karışımı diğer tereyağlı-unlu karışıma ekleyelim ve hamur kıvamına gelinceye kadar hafifçe yoğuralım.
Hazırladığımız hamuru streç filme sarıp en az yarım saat buzdolabında dinlendirelim.
Daha sonra hamurdan küçük parçalar koparalım, önce yuvarlayalım sonra iki avucumuzun içinde uzatıp hilal ay şeklini verip yağlı kağıt serilmiş tepsimize dizelim.
Tüm hamuru şekillendirdikten sonra tepsileri buzdolabına koyup yarım saat daha bekletelim.
Önceden ısıtılmış 175 derece fırında yaklaşık 15 dakika pişirelim. Üzeri hafif kızarmaya başlar başlamaz hemen fırından alalım. Soğuduktan sonra üzerine pudra şekeri serpelim.
Afiyet olsun...
Etiketler:
Çocukların Seveceği Tarifler,
Kurabiyeler
31 Ağustos 2012 Cuma
FISTIK EZMELİ VE DAMLA ÇİKOLATALI TESADÜF KURABİYELERİ
Bizlerin hayat boyu her konuda en büyük yardımcıları , dert ortakları, en yakın arkadaşları hiç kuşkusuz annelerimiz... Her ne kadar zaman zaman bazı konularda fikir ayrılıklarına düşsek, ufak tefek anlaşmazlıklarımız da olsa her zaman yanında huzur bulduğumuz, kendimizi güvende hissettiğimiz yegane insan...
Çocuklar olunca ilişki başka bir boyuta taşınıyor. Artık çocuklarla anne babanızı paylaşmak zorunda kalıyorsunuz. Hatta sanki onların da öncelikleri torunları oluyor gibi gözüküyor bazen. Hatta çocukların bile önceliği anneanne, dede oluveriyor. Sen yedirme anneannem yedirsin, sen okuma dedem okusun, sen yatırma ...
E tabii bu durum bizlerin de hoşuna gidiyor, aa çok üzüldüm Melissa niye öyle diyorsun diyorum ama içimden de oh oh yedirsin tabii, uyutsun tabii dediğimi itiraf ediyorum.
Hal ve durum böyle olunca de onlara ihtiyacımız her zamankinden daha fazla oluyor tabii. Yanımızda olmaları evdeki büyük küçük herkesin hoşuna gidiyor, bizlerin hayatı kolaylaşıyor. Ben ve eşim adına ditiraf edebilirim ki her fırsatta onları bizim eve getirtebilmek için eşitli kumpaslar düzenlediğimiz bile oluyor.
Biz de konuşmalar her zaman şu şekilde gelişir; 'Alo anne napıyosun?' Annem hemen anlar; 'İyiyim ne oldu?' Anlar ses tonumdan bir şey için O´na ihtiyacım olduğunu hemen... Ben de devamını getiririm; 'Hiç ne olsun öyle bir arayayım dedim ne yapıyorsun diye...' Sessizlik olur o sırada... Annem; 'Çocuklar nasıl?' Hemen çıkartıveririm ağzımdaki baklayı; 'İyiler, sizi özlemişler... 'Oysa ki daha bir hafta bile olmamıştır kesin görüşeli... Hatta daha da üzerine gidip; Melissa'ya veririm telefonu, 'Söyle kızım , özledim de anneannene derim sessizce... 'Anneanne özledim..' der o da... Annem basar çığlığı 'Canım benim, aşkım gelirim hemen , ne istiyorsun alayım...' Benimkinin de hazırdır isteyeceği şey ,' Diyazor yumuytası, yunus, köpek balığı' bir şey ister mutlaka. En geç ertesi gün tabii annem biz de :)) Bazen benim dememe bile gerek kalmaz kızım alır telefonu eline anneannemi, dedemi arayacağım der. Bu böyle gider...
Tanrımhepimizin annelerine, babalarına uzun ömürler versin, hep beraber nice güzel yıllarımız olsun.
Evet önce tamamen tesadüf eseri ortaya çıkan fıstık ezmeli ve damla çikolatalı kurabiye hikayemi sonra da tarifimi sizlerle paylaşmak istiyorum. İşte yukarıda sizlere anlattığım benzer günlerden bir gün annem; teyzem ve kardeşimle birlikte geleceğini söyledi. Tabii bunu duyar duymaz ben hemen hazırlıklara başladım. Önce tart yapmaya karar verdim,tüm malzemeleri hazırladım, sıra yağı koymaya geldi ki o da ne tereyağını dışarıya çıkartmış ve oda sıcaklığına getirmişim. Biliyorsunuz tart hamuru hazırlarken içine konulacak yağ mutlaka soğuk olmalı, bu yüzden kurabiye yapmak zorunda kaldım.
Peki neli kurabiye yapacaktım, kilere şöyle bir baktım, uzun zamandır kimsenin yüzüne bakmadığı fındık ezmesi kavanozu orada beni al der gibiydi. Yanında da damla çikolata kavanozu... Ben de hamurun yarısını fıstık ezmeli, yarısını damla çikolatalı yapmaya karar verdim.
Sonuç lezzetli,bir o kadar da besleyici iki çeşit kurabiyemiz oldu, cocuklar beğendi, hatta kapanın elinde kaldı. Ben de uzun zamandır yapmak istediğim bu kurabiyeyi tesadüfen de olsa denemiş oldum.
Malzemeler:
150 gr. tereyağı(oda sıcaklığında)
1 yumurta
6 çorba kaşığı toz şeker
Aldığı kadar un
Yapılışı:
Tereyağı, yumurta ve toz şekerimizi elimizle iyice karıştıralım ve unumuzu yavaşça ilave edelim.
Elde ettiğimiz hamuru ikiye ayıralım. Yarısına 2 yemek kaşığı fıstık ezmesi, diğer yarısına da yine iki yemek kaşığı damla çikolata ilave edelim. Elimizle minik toplar yapalım ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsimize dizelim. 175 derece fırında üzerleri hafif pembeleşene kadar pişirelim.
Çocukluğumuzun limonatası tadında
Sizlerle de paylaşmak istedim bu yazıyı. Umarım benim aldığım tadı siz de alırsınız.
LİMONATA VE RAFADAN YUMURTA
Yaşamında hiç limonata içmemiş biri, limonatayı çok pahalı bir serinletici sanabilir. Oysa çok ucuz bir serinleticidir. Bir bardak suya bir çorba kaşığı toz şekeri döküp, iyice karıştırdıktan sonra, üstüne doğru dürüst sıkılıp çay süzgecinden geçirilmiş, yarım limon suyu eklersin... Ve hepsini karıştırırsın.Bardak, görkemli ve uzunca bir bardaksa, yarım yerine bir limon sıkar, bir çorba kaşığı toz şekerini de, iki çorba kaşığı yaparsın...
Bir limonata, dişleri donduracak kadar mı soğuk olmalıdır?
Hayır, bardağın çevresine hafif bir buğu yalazlanması yapacak kadar soğuk olmalıdır.
Ayrıca bardağın içine kalıp buz atılmalı mıdır?
Hayır, gerekiyorsa bir tatlı kaşığı dövülmüş buz atılmalıdır.
Yarım tekerlek bir limon dilimi, bardağın kıyısına mı takılmalıdır, yoksa içine mi konmalıdır?
Bardağın kıyısına konduğu zaman, daha dekoratif olur; dileyen, limonun kokusunu daha keskin duymak isterse, bardağın kıyısına takılmış yarım dilimi bardağın içine atabilir.
İyi bir limonata yapmaya bu kadarı yeter mi?
Yetmez.
Çentilmiş limon kabuğuyla bir sap taze naneyi de, önce limonatanın içinde kısa bir süre tutup, sonra hepsini süzmek gerekir.
Böyle bir limonata ultra süper bir zenginlik sorunu mudur?
Hayır, sadece bir yaşam sevgisiyle, bir yaşam zevki sorunudur.
Bu, çok önemli midir?
Bir kez gelinip, bir kez geçilen dünyayı, en sade koşullar içinde dahi, ıskalamamanın göstergesi olduğu için, çok önemlidir.
Sabahları bir saat yürüdükten sonra, duş almak da öyledir.
* * *
Bir yumurtayı azıcık tuz, biber ve nohut büyüklüğünde tereyağı ile bir fincanda çırptıktan sonra, yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kaba döküp, suda iki dakika kaynatmak da önemlidir.
Yiyebileceğiniz en enfes rafadan yumurta, ancak böyle pişirilebilir.
Yumurta biçiminde ve yumurta büyüklüğünde, kapağı vidalı çelik bir kabı nerede bulacağız?
Hiçbir yerde bulamazsınız. Neden? Çünkü o kabın üretilmesi, genel istem mekanizmasıyla ilgilidir. Kimse yaşam zevkini, enfes bir rafadan yumurtaya kadar bile inceltmemişse, öyle bir kap bulunmaz. Bu da ultra süper bir zenginlik sorunu değil, bir yaşam sevgisi sorunudur.
* * *
Doğru dürüst bir limonata ve tadı unutulmayacak bir rafadan yumurta... Bir de sabahları bir saat yürüyüşle, bir duş...
Bunları sen yapabiliyor musun?
Hayır.
Neden?
Çünkü bunları bir tek kişi yapamaz. Özenler ve incelikler, ortak bir yaşam kültüründen, kişilerin yaşamına kadar uzanmıyorsa; limonata yapmaya kalktığın zaman, önce evde limon bulamazsın. Limonu almak için dışarı çıktığın zaman da, zaten limonata içme isteğin küllenmiş olur. Dişini sıktın, limonu alıp geldin. Kör bıçak, limonu doğru dürüst kesmez. Buzdolabına su konulması unutulmuştur. Yahut dolap tam o sırada söndürülmüştür. Yahut limon sıkacağını komşu almıştır. Zaten nane de yoktur. Çay süzgeci yıkanmamıştır. Görkemli uzun bardak bir gün önce kırılmıştı. Ama limonata yerine, soğuk maden suyu vardır... Ve yeni icatlar çıkarmak da, insanı üzmekten başka hiçbir işe yaramaz...
Bardağı hafif buğulu, kıyısına yarım limon dilimi takılmış, içinde bir tatlı kaşığı çıngıltılı buz kırığı, azıcık limon kabuğuyla, taze nane kokan, limonatayı içemezsin. Yerine maden suyu içersin.
* * *
Dışarıda çırpıldıktan sonra, özel çelik kapta, tıpkı hiç kırılmamış yumurta gibi pişirilen rafadan yumurtayı ise asla yiyemezsin.
Sabah yürüyüşleri de ortakça benimsenen bir alışkanlık değildir.
Bazen yürürsün, bazen yürümezsin.
Hele, masası normal bir pingpong masasının dörtte bir büyüklüğünde olmasına karşın; raketleri özel yapıldığı için, topu ancak o küçük masa kadar fırlatan Japon pingpongunu kesin oynayamazsın. Çünkü ya biri raketi kırmış; ya masayı, bir başkası, ütü masası yapmıştır.
* * *
Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi...
Bu sevgi ya vardır, ya yoktur.
Böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar...
Kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.
Yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur.
Enerji yoksa orada sadece kurnazlık vardır. Kurnazlık da, yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız celladıdır.
ÇETİN ALTAN
Şİmdi gelelim limonata tarifimize. Lİmonata büyük küçük herkesin şüphesiz en sevdiği ve özellikle yazın o sıcak günlerinde aradığı bir içecek. Hani çocukluğumuzda sokağımızdaki, okul yanındaki pastanede içtiğimiz limonatanın bir tadı vardır ya, işte ben yıllardır çeşitli tariflerde o tadı aradım. Ve en sonunda buldum. Yapımı da bir o kadar kolay... Ve işte sizlerle de bu lezzeti paylaşmak istiyorum. Umarım siz de benim aldığım tadı alırsınız.
Çocukluğumuzun LimonatasıMalzemeler:
1 adet limon
1 su bardağı toz şeker
5 su bardağı su
Buz
Nane yaprakları
Yapılışı:
Bir adet limonu kabuklarıyla beraber 4'e bölelim. Üzerine şekeri döküp rondodan geçirelim. Bir kaba alalım, üzerine 5 su bardağı soğuk suyu döküp karıştıralım, 10 dakika bekletip süzelim, içine buz ve nane yaprakları ekleyelim, serin serin içelim.
Etiketler:
Çocukların Seveceği Tarifler,
İçecekler
30 Ağustos 2012 Perşembe
BEYAZ PEYNİRLİ,DEREOTLU MUFFİN

Çocuklar için onların sevecekleri, yerken zorlanmayacakları(zorlamayacakları :)) tarifler bulmak başlı başına bir iş bence. 2 çocuk annesi olarak 4 senedir bu iş benim bayağı mesaimi aldı diyebilirim. Eminim tüm anneler de benimle aynı fikirdelerdir. Bebekken farklı sebze çorbaları, muhallebiler, meyve karışımları araştır,büyüdükçe sevecekleri aynı zamanda besleyici yemek tarifleri, kurabiyeler, kekler...
Büyümekte olan iki çocukla ben bunun üzerine masterımı neredeyse tamamladım diyebilirim :)) Ve sizlerle de zaman zaman bu tariflerimi paylaşacağım. Umarım memnun kalırsınız, pardon kalırlar :)) Aynı şekilde sizlerden de gelecek tarifleri bekliyorum, yazın paylaşalım...
Öncelikle sıcağı sıcağına dün ilk defa denediğim ve çocukların çok sevdiği peynirli, dereotlu leziz mi leziz bir o kadar da besleyici , pratik tuzlu muffin tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum.
BEYAZ PEYNİRLİ, DEREOTLU MUFFİN
Malzemeler:
2,5 su bardağı un (Ben organik tam buğday unu kullandım)
1 paket kabartma tozu
3 adet yumurta
1 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı sıvı yağı
tuz(arzuya bağlı)
200 gr. ufalanmış beyaz peynir
1 su bardağı ince kıyılmış maydanoz ve dereotu
Üzerine serpmek için susam, çörekotu vs.

Yapılışı:
Fırınımızı 180 derece'de ısıtalım.
3 adet yumurta, yoğurt ve sıvıyağı mikserle çrpalım. Un, kabartma tozu ve tuzu ekleyip biraz daha çırpalım.
En son olarak peyniri ve yeşillikleri ekleyip bir spatula ya da kaşık yardımıyla hamura yedirelim.
Muffin kalıplarını bitkisel katı yağ ile yağlayalım.(Ben Becel kullandım.) Karışımdan yaklaşık 1,5 yemek kaşığı kaarını kalıplara dökelim. Üzerine susam vs. döküp tepsimizi fırına atalım.
Üzerleri kızarıp , kabarınca muffinlerimizi fırından alalım. (Aynı kek gibi kürdan ile kontrol edebiliriz)
İyice soğuduktan sonra kalıplardan çıkartabiliriz. Bu tariften yaklaşık 15 adet muffin elde ediyoruz.
Hem küçüklere hem büyüklere afiyet olsun :))
Etiketler:
Çocukların Seveceği Tarifler,
Hamur İşleri,
Kahvaltı ve Brunch
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










